Ardıl’ın Yolculuğu
Ardıl, Lattice düğümünden geçmeyecekti. Bağlantının uzayın derinliklerinde bıraktığı zayıf izleri takip edecek, düğümün uzak ucuna normal uzay yolculuğuyla ulaşacaktı.
Bu yolculuğun ne kadar süreceğini kimse bilmiyordu.
Geminin ilk yolcuları acı bir gerçeğin farkındaydı: büyük bölümü varış noktasını asla göremeyecekti. Onların görevi hedefe ulaşmak değildi. Ardıl'ı kendilerinden sonra geleceklere teslim etmekti.
İlk yıllarda gemideki yaşam, Güneş Sistemi'ndeki düzenin küçük bir yansımasıydı. Dünya'dan, Mars'tan, Venüs'ten, Kuşak yerleşimlerinden ve dış uydulardan gelenler kendi kültürlerini, dillerini, geleneklerini de beraberlerinde getirmişti.
Ama yıllar geçtikçe bu farklılıklar anlamını yitirmeye başladı.
Ardıl'ın çocukları kendilerini ne Dünya'ya ne Mars'a ne de herhangi bir koloniye ait hissediyordu. Hiçbir gezegenin yüzeyinde doğmamışlardı; gökyüzünü yalnızca kayıtlardan ve yapay kubbelerden tanıyorlardı.
Onların dünyası Ardıl'dı.
Geminin koridorları sokaklara dönüştü, tarım alanları kasabalara, enerji katmanları birbirinden farklı yerleşim bölgelerine. Başlangıçta geçici diye kurulan yönetim, zamanla kendi yasalarını ve geleneklerini oluşturdu.
Birinci kuşak yolculuğu başlatmıştı.
İkinci kuşak gemiyi ayakta tuttu.
Üçüncü kuşak içinse Güneş Sistemi, geçmişte kalmış uzak bir yerden ibaretti.
İlk İşaretler
Yolculuğun ilerleyen dönemlerinde geminin sistemleri, kaynağı belirlenemeyen sinyaller kaydetmeye başladı. Önce kimse üzerinde durmadı; bunların uzak düğümden gelen doğal dalgalanmalar olduğu düşünülüyordu.
Sonra raporlar gelmeye başladı. Geminin birbirinden uzak bölgelerinde yaşayan, birbirini hiç tanımayan insanlar aynı rüyaları görüyordu: sonsuz bir karanlığın içinde uzanan ince iplikler, birbirine bağlanan yıldızlar ve insana benzemeyen belirsiz varlıklar.
Rüyaları görenlerden bazıları zamanla daha fazlasını iddia etmeye başladı. Çevrelerindeki olayları önceden hissedebiliyorlardı. Mühendisler arızaları gerçekleşmeden fark ediyor, doktorlar hastalardaki bozulmaları cihazlardan önce seziyor, kimileri kayıp nesneleri görünmez bağlantıları takip ederek buluyordu.
Uzun süre kimse bunlara inanmadı. Tesadüftü, psikolojik baskıydı ya da gemide geçen kuşakların yol açtığı zihinsel değişimlerdi.
Büyük Kaza
Her şey, yolculuğun yüz doksan üçüncü yılında Ardıl'ın dış gövdesinde yaşanan büyük kazayla değişti.
Enerji katmanlarından birindeki patlama dış bölmelerden birini parçaladı. Onlarca insan uzay boşluğuna sürüklenmek üzereydi. İşte o anda, bölgede bulunan bir bakım görevlisinin çevresinde ince ve parlak iplikler belirdi. İplikler insanları, kopan metal parçalarını ve geminin gövdesini birbirine bağladı; birkaç saniye boyunca her şeyi sabit tuttu.
Birkaç saniye. Acil durum kapılarının kapanması ve bölmedeki herkesin kurtarılması için yeterliydi.
Kazanın görüntüleri geminin kayıtlarına geçmişti; olayı yüzlerce kişi görmüştü. Ardıl'da yıllardır yaşananlar artık ne tesadüfle ne de toplu bir yanılgıyla açıklanabilirdi.
İnsanlar ilk kez, yolculuk boyunca yalnız olmadıklarından kesin olarak şüphelenmeye başladı.
